Dr. Necdet Subaşı: “Toplum Adına Kendine Bir Misyon Yüklemeden Türkiye Toplumu İçin Ne Yapabiliriz Sorusunun Peşine Düşüyoruz”

Samsun Üniversitesi (SAMÜ) Düşünce ve Sanat Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜSAM), Sosyoloji Güncesi dizisi kapsamında Büşra Nur Topal’ın moderatörlüğünde Dr. Necdet Subaşı’yı ağırladı. Necdet Subaşı’nın nezaretinde sosyal bilimler ağırlıklı meseleler üzerine lisansüstü öğrencilerden oluşan Türkiye Okumaları Grubu’nun on yılı geçen deneyimi üzerine konuşulan programda, Dr. Necdet Subaşı Türkiye Okumaları’nda ne yapıldığına, işin niteliğine yönelik bir açıklama yaparak sözlerine başladı. Bu kapsamda pandemi şartlarında ortaya çıkan Karantina Sohbetleri ile Türkiye Okumaları Grubu’nun iki platform olarak farklılıklarını vurgulayan Dr. Subaşı, şu ifadeleri kullandı: “Biz pandemi süreciyle birlikte Karantina Sohbetleri adını verdiğimiz bir dizi, bir muhabbet ortamı başlattık. 2020’nin Mart ayında başladı ve geçtiğimiz hafta 100. programla ara verdik. Yani yüz programlık bir süreç tamamlandı. Türkiye’nin alanında saygın ve başarılı, bir şeyler söyleme iddiası olan, eleştirel bir yaklaşıma sahip, biraz konforumuzu bozabilecek arkadaşlara ön açmak, belki de onları konuşturmak amacıyla Karantina Sohbetleri’nde hoş bir süreç başlattık. Benzer şeyler başka platformlarda da oldu. Belki bizim platformu daha anlamlı kılan, bunun yüzüncü programa kadar erişebilmesi, yani başarıyla tamamlanabilmesiydi. Oradan çok güzel şeyler kaldı. Fakat kabul etmek gerekir ki bu tamamen pandemi sürecinin ürettiği sınırlılıklar, o süreç içerisinde yer alan birbirimize duyduğumuz yüksek ihtiyaç, beraber olma arzusu böyle bir projeyi başarılı bir şekilde tamamlama konusunda bize yardımcı oldu. Ancak Türkiye Okumaları öyle değil. Türkiye Okumaları’nın sadece son üç oturumu pandemi nedeniyle dijital ortamda gerçekleşti. Ondan önceki platformların hepsi yüz yüze buluşmalarla gerçekleşti. On yıllık bir süreçten bahsediyorum.”

Türkiye Okumaları’nın 2010 yılının başlarında lisansüstü öğrencilerin katılımıyla gerçekleşen gönüllülük esası etrafında oluşan bir platform olduğunu vurgulayan Dr. Subaşı, kendisinin tercihine bağlı olarak ağırlıklı olarak din, sosyoloji, sosyal bilimler ve Türkiye bağlamını takip eden bir tartışma programı yapmaya çalıştıklarını ifade etti. Platformun değişen öğrenci profiline dikkat çeken Dr. Subaşı, ilk yıllarda ilahiyat kökenli lisansüstü öğrencilerin grupta baskın olduğunu, süreç içerisinde çerçeve genişledikçe sosyal bilimlerin başka alanlarından gelen öğrencilerin de platformda yer almaya başladıklarını vurguladı. Okuma grubunun Türkiye’deki yaygın anlamı ile bu platformun oluşturduğu ortam arasındaki farklılığa dikkat çeken Dr. Subaşı, şu ifadeleri kullandı: “Okuma grubunun genelde Türkiye’deki yaygın anlamı benim şimdi kastettiğim şeyi içermediği için onu da açıklamak lazım. Okuma grubu “bir kitap okuyalım, onun etrafında konuşalım. Bir kitaba odaklanalım, onu müzakere edelim” gibi anlamlara çok fazla açık olduğu için bizimkinin böyle olmadığını belirtmek isterim. Bizim platform daha çok, önceden belirlenmiş ve planlanmış on temel konu etrafında ilerleyen bir müzakere süreci. Her seferinde on haftalık bir program yapıyoruz. Böylece mesela her yıl, iki defa onar haftalık programdan oluşan etkinlik yapıyoruz.”

“Bildiklerimizin Bize Yük Olmaması İçin Onları Hayatın İçine Katmaya Çalışıyoruz” 

Bu platform vesilesiyle öğrencilerin birbirlerini tanıdıklarını, birbirlerinin müktesebatına, birikimlerine ortak olduklarını ve birlikte öğrenmenin hazzını yaşadıklarına dikkat çeken Dr. Subaşı, aynı zamanda öğrencilerin birtakım baskın hassasiyetleri nasıl aşabilecekleri konusunda bir mecra ve dil aradıklarını, birbirlerini ürkütmeden ve kızdırmadan ancak aynı zamanda söz söyleyebilen bir dil inşa etmeye çabaladıklarını vurguladı. Türkiye Okumaları platformunun bereketli bir dil akışı sunduğunu vurgulayan Dr. Subaşı, konuşmalarını şu sözlerle tamamladı: “İş dönüyor dolaşıyor, Türkiye için ne yapabiliriz sorusuna dönüşüyor. Birtakım yöntemler var. Bunlardan bir tanesi mühendislik, bir kurgulama. Veya bazı birtakım şablonları, hazır birtakım yöntemleri uygulama gibi. Bunları da küçümsemeden, bunların da belli bir sancının ürünü olduğu fikrini göz ardı etmeden, bunları da tek tek elden geçirip, bundan ne çıkara bakmak. Ama bu konuda da böyle toplum adına kendine bir yük ve sorumluluk üstlenmek gibi bir fantezi de taşımadan… Birileri adına, toplum adına kendine böyle bir sorumluluk yüklemek… Bu o kadar tehlikeli ki… Tam tersine, işte akademideyim, akademide belli bir disiplin içerisinde ilerlemeye çalışıyorum. Ama bu ilerlediğim disiplinin de hayata, havaya, suya, toprağa değmesini istiyorum tarzında bir şey. Değince de zaten Türkiyeli oluyorsunuz. Buralı oluyorsunuz. Böyle olunca sorunu çözmek değil belki ama, sorunu anlamak kolaylaşıyor. Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey bu. Bildiklerimizin bize yük olmaması için onları hayatın içine katmaya çalışıyoruz.”

“Yeni Bir Dil Kurma Arayışı: Türkiye Okumaları Örneği” başlıklı konuşma, dinleyenlerin aktif katılımı, soru ve katkılarıyla sona erdi.

 

01 Temmuz 2021