Cihan Aktaş: “Kadın günlüklerine mahremiyet algısıyla yaklaşılıyor”

Samsun Üniversitesi Düşünce ve Sanat Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜSAM), Öteki Buluşmalar 2020 Güz Dönemi kapsamında Dr. Servet Gündoğdu’nun moderatörlüğünde Cihan Aktaş’ı ağırladı. Online bir platform üzerinden gerçekleştirilen programda “Seattle Günlüğü” başlığı altında yaptığı konuşmayla Aktaş, Seattle’a ilişkin gözlemlerini, günlük türünün özelliklerini, ilk günlük tutma tecrübelerini ve aldığı tepkileri izleyenlerin dikkatine sundu.

“Seattle’a gideceğimi hiç düşünmezdim”

“Seattle’a gitmek aklımın ucundan bile geçmezdi” diyerek sözlerine başlayan Cihan Aktaş, “Her ne kadar Seattle benim için ilginç bir şehir de olsa oraya gideceğimi hiç düşünmezdim. Çünkü biliyorsunuz 1999 küreselleşme karşıtı gösterilere zemin olmuştu. Dünya Ticaret Örgütü’nün yapacağı toplantıya karşı protestolar orada başladı ve arka planında Amerikan yerlilerinin hüzünlü hikâyesi vardı. Bununla bir kişilik göstergesi gibi merkezileşti Seattle o anlamda. Zihnimin bir kenarında elbette vardı. Sonra kızım ve damadım iş nedeniyle oraya gittiler. Sonra da anneanne olma aşamasında benim de gitmem gerekti. Çünkü kızıma yapabileceğim, yapmam gereken bir görev olarak gördüm bunu. Benim için de heyecanlı bir tecrübeydi. Anneanne olmak aklımın köşesinden bile geçmiyordu. Hep uzaklardaydı benim için, önemli bir nitelikti ya da sorumluluktu. Kızımla birlikte hazırlanacaktım bu sürece. Eşim gelemedi. Kızımın evi çok küçüktü, bunu biliyordum, yalnız gittim bundan dolayı. Heyecanlıydım, giderken de zaten her zaman için şöyle bir prensibim var, bulunduğun şartlarda ne yapabilirsen onu yap. Madem gidiyorum, Seattle önemli bir yer. Evet, orada ben bir bebekle ilgileneceğim ama kızımla damadım ikisi de çok disiplinli insanlar. Önceden zaten belli bir plan program yapmışlardı benim için. Ben günde 6-7 saat bakacaktım mesela. Geri kalan süre kendimin olacaktı. Dolayısıyla o süre içerisinde bazı çalışmalarımı sürdürüp ayrıca şehri tanıyabilecektim. Hem kızım hem de damadım bana yardımcı olacaklardı,” dedi.

“2012’ye kadar hep yarı göçebe bir hayat yaşadım”

Seattle’a giderken her gün mutlaka günlük tutma fikrinde olduğunu ifade eden Aktaş, “İzlenimlerimi yazma kararlılığıyla gitmiştim ve günlük tutmak alışkın olduğum bir şeydi. Çünkü ben aşağı yukarı 2012’ye kadar hep yarı göçebe bir hayat yaşadım. Eşim İranlı, uzun yıllar İran’da yaşadım, Ardından Azerbaycan’da yaşadım dört sene. Bütün bunlar beni hep bir şekilde not tutmaya götürmüştür. Çünkü dolaşırken, yer değiştirirken -bunu Rasim Özdenören de söylemişti- bir yere kaydettiğiniz bir cümle yıllar geçtikten sonra çok büyük çağrışımlara sebep olabilecek bir kaynağa dönüşüyor” dedi.

“Kadının içsel hayatını yansıtması tepki çekiyor, bu büyük bir sorun”

İlk günlük tutma tecrübesinin 1991’de, ikinci çocuğunu beklediği sıralarda olduğunu belirten Aktaş “Çok kötü bir süreçti benim için. Çünkü hem ağır geçiriyordum, hem böyle karanlık bir odada yatıyordum ve aynı zamanda Birinci Körfez Krizi vardı. Bazen televizyonun karşısında yatıyordum. Yani görüntüleri fark etmek, her şey bende çok farklı bir duygu uyandırıyordu. Onun etkisiyle Turuncu Günler diye bir kitap şekline dönüştü ve İkinci Körfez kriz günlerinde onu yayınladım ama seçerek yayınladım. Ama büyük olmasa bile tuhaf tepkiler aldığım için ikinci baskısının yapılmasını istemedim. Hamilelik döneminden söz ettiğim için birkaç yerde mide bulantıları geçtiğinden tepkiler verdiler. İşte ‘biz bunu okumak zorunda mıyız’  gibi tepkiler aldım. Genellikle bu mahremiyet yaklaşımıyla metinler yorumlanıyor, kadının iç hayatını ve sorunlarını yansıtması tepki çekiyor, bu büyük bir sorun. Kadınlar zaten bu tecrübeyi yaşıyor, erkekler de anneleri ya da eşleriyle yaşıyor. Ya da kızlarında yaşıyor. Körfez krizinin oluşturduğu kaostan mülteciler geliyor. Tuhaf bir durum var. O dönemdeki olayların sonraki yıllara da yansıyacak olan bir kaosun işaretlerini taşıyordu. Bunları algılıyordum. 1991-92-93 Demir Perde’nin çökmesiyle hepsi birbirini takip eder zaten bunlar. Bu dönem için Wallerstein, ‘Belalı bir döneme giriyoruz, bundan sonra her şey çok zor geçecek ve 50 yıl sürecek’ demişti. Ne yapmamız gerekir? Berrak bir faaliyet içinde olmak,” şeklinde konuştu.

“Seattle Günlüğü” başlıklı konuşma, dinleyenlerin aktif katılımı, soru ve katkılarıyla sona erdi.

31 Aralık 2020